12 Kasım 2007 Pazartesi

Tatil Donusu..

.. ve cok yorgun :Pp

Gezi bir yana, Didim'e ulasmak zaten basli baslina bir maceraydi :P

Biletleri cagimizin teknoloji harikasi sayesinde biletleri ve oteli internet uzerinden ayarlayabildim. Oyle bir ayarlamisim ki, bir gunde 4 ulkenin topragina basma serefine nail olduk :D



Ucak Bruksel havaalanindan kalkip, Munih garinda ucak degistirdikten sonra, seferine Izmir'e dogru devam ettirdi.

'Ya birde yeni kurallar var, Bruksel havalanina ilk gidisimdi. Ic kismi mimari acidan insana bir sure kasvetli bir hava yarattiktan sonra, son guvenlik kontrolunden gecip, kendi bolune gectiginiz yerde, epey havadar bir dekorasyona sahipti, Genis bekleme salonlari, yuruyen yurumebandlari (oyle mi derler?) vesaire.



Izmir'in havaalinada ilk defa iniyorduk. Havaalanina giris ve cikislar cok farkli bir deneyim oluyor. Ne hikmetse, valizini aldiktan sonra insan kendini birden sokak ortasinda hissediyor gibi oluyor, oysa gidisler daha enteresan olaylarla suslu. Ne gibi mi? Belcika'da Business class check'in yaptik, e-ticket olayi oldugu icin. Izmir'de kagidimizin altinda yine Business check-in yapmamiz gerektigi halde, bize normal insan muamelesi yaptilar ya.. Anlamadim :P

Ha ustelik donuste birde saatler geri alinmasin mi, sabahin kor vaktinde, saat 4muydu 5 miydi neydi, birde bir saat erkenden varmisiz. Ne guzel bir saat fazladan uyurduk bilseydik : P

Giderken sevgili babam bizi birakmisti arabayla, ama donusu tren sayesinde, International InterCity sayesinde tamamladik. Bruksel'in garlari cok bakimsiz. Buradan yetkililere duyurulur :D havalaninin en alt katina tren yolu dosemisler, 3- 3,50 euro karsiliginda Bruksel merkezine gidebiliyorsunuz, ama gordugum bir reklamda taksi ilede merkeze gidebilme sansiniz var, sadece 59 eurocuk odemeniz gerekiyor o kadar :Pp

Ne diyordum ben? Ha evet, Izmir, Didim, Soke, Akbuk ve Aybik izlenimlerimi daha sonra klavyeye alacagim.


Bizim Shecky ucakta seker yerken :P

29 Ekim 2007 Pazartesi

Sadece bir yudum sevgi

Ertelenmiş bir sevgi borçlusun bana hayat,
Sımsıcak kavuşmalar borçlusun...
Hiç bir zaman karşı çıkmadım sana.
Yürekleri sararmış insanların içinde yaşadığım acılar var,
Ve onlar kadar varoldum.
Yaşayamadığım acıları da yaşatacaksın ,
Biliyorum zamanı geldiğinde,
Ama yinede yalnızlığımla yaşıyorum seni...
İşte senin farkında olmadan yarattığın eserim ben.
Karşındayım.

Desem ki terk edip gidiyorum sende ki yaşanmışlıkları,
Umursamaz mısın acaba?
Zaten hep itilmiş duyguların gölgesinde yaşanıyor aşk acısı.
İnsan önce beyninde haykırıyor sevgi sözcüklerini,
Sonra... sonrası yok.

Hep içinde tutuyor bir ömür boyu...
Anlasana ertelenmiş bir sevgi borçlusun bana hayat.
Denizi mavi olarak görmüştüm ilk kez,
bulutları ise beyaz olarak hatırlıyorum hala.
Öptüğüm ilk kişi kayıtlardan silindi,
Utanarak dokunduğum ilk el ise hala kayıp.
Sorgulayamadığım sadece çocukluğum kaldı,
Bir de masumca seven yüreğim ve gecenin
Karanlığı kaldı ellerimin arasında.
Diğer tüm değerler ise kayıp gitti ellerimin arasından...
Şimdi ise hiçbirşeyim yok..

Bana inat tüm yaşattıkların hep şahitsiz,
Hep suğuk,hep buruk gülüşmelerde kaldı.
Tüm geçmişime inat,
Tüm bu satırlara inat,sakın unuttum sanma....
Ertelenmiş bir sevgi borçlusun bana hayat,
Sadece bir yudum sevgi...

8 Ekim 2007 Pazartesi

Sub Rosa


3-13 Ekim arasi burada Ulusal Cocukkitaplari Haftasi kutlamasi var, yani Kinderboekenweek. Her sene bir tema seciliyor, bu sene "Sub Rosa, sirlarla dolu kitaplar" olarak secilmis. Sub rosa latincede "gulun altinda" anlamina gelmektedir. Eski Misirda firavun Horus'un simgesi olan gul, Yunan ve Romalilarin hirogrifleri yanlis tercumesi yuzunden Horus "sessizlik tanrisi" olarak, yani Harpocrates ismini almistir. Neyse simdi tarihi karistirmayalim :Pp

Kisacasi gizli sakli diyelim biz buna. Bircok kutuphanede bu hafta etkinlikler duzenlenmekte. Bu haftanin pazar gunu (dun, yani 7 ekim) ise ana binada, yani buyuk kutuphanede Kinderboekenfeest, yani eglencesini kutladik. Cocuk gosterileri, orkestralar, kitap figurleri, cocuk programi sunuculari ve workshoplar. Ha iste o son bolumde beni gorevlendiridler. Cocuk muzesinden (Het Van Kinderenmuseum) katilan bir bayan ile farkli farkli sirlarla dolu sanateserleri urettik dun.



Bize 3. katta ki kocaman okuma masasi dustu, ozel bir plastik ambalajla onu guzelce sarip sarmaladik. Bu paketleme islemi yaklasik 1 saat surdu sayilir. Koca kartonu simetrik bir sekilde koymak istedigimizden o da. Hani sadece pratikligi degil, gozede hitap etmeliydi :P

Workshop 4 bolumden olusuyordu. Hepside Sub Rosa, yani o gizlilik temasini iceriyordu. Benim basinda bulundugum bolumde cocuklar kartondan kutu yapip icine sir sakliyorlardi. Aynali ve disinida ozel kitilerle susleyip, boyuyorlardi.




Baska bir bolumde camurdan "fluistersteen" yapiliyordu, yani "fısıldama taşı". Bir parca camura bicim verdikten sonra, icini hafifcene oyup, sirlarini oraya fisildadiktan sonra ozel bir tasla kapatiyorlardi sirlarini. Hani olaki tas yerinden oynayip cikarsa, sirda oyle ucup gidiyordu.

Masanin diger bir ucundaysa sir dolu mektuplar yaziliyordu. Limon suyu ile yazilip, sonra kurumasini bekliyorlar.. ve ayni eski mektuplar gibi muhurleniyor. O tarafla pek ilgilenmeye vaktimiz olmadigi icin.



Su 3 tatli kizda ilk gelen cocuklarimizin arasindaydi. "Zeesterren" isimli cocuk korosundan. Boya yapacagiz diye bircok cocuk kollarini mahfetti, ama ust bas batirmadan da cocuklarin gelisimi olmaz ki :Pp Benim bile ellerim boyadan gorunmuyordu :D Neyse ki firca yikama bahanesiyle surekli yikama firsatim oluyordu :)

7 Eylül 2007 Cuma

Buralar - 1 -

Merhabalar efendim,

Kaldigim, gordugum ve gezdigim yerleri sizinle paylasmak istedim, zaten yavas yavas picassa'da bir album olusturmaya baslamayi dusunuyorum, bakalim artik..

Buralar nereler? Neler var buralarda? Hep birlikte gezip ogrenelim :Pp



Rotterdam'in kubus evleri



Merkezde bulunan Blaak meydaninda ki kutuphanenin hemen arkasinda bu ilginc evler 1982 ve 1984 yillari arasinda yapilmistir. Ustelik bir tanesi halka acik, merak edenler icin gezilebilir durumdaymis ama oraya ugradigimiz gun cok yorgun oldugumuzdan, bir sonraki sefere kaldi artik. To be continued :P



Den Haag, Binnenhof,
Hollanda politikasinin kalbinin attigi mekan. Ilk bina 1200'lu yillarda yapilmis. Basbakan ve milletvekillerinin bulundugu bina. Zaten her ne kadar Amsterdam baskent olsa da, politika Den Haag'dan yonetildigi icin, hak, hukuk, kanun, yasa buradan cikmakta. Kompleksin ic mekanindanda ozel gunler haric gezmesi serbest. Alisveris merkezinden cikip, Buitenhof taragindan girdiginizde, ic mekandan sonra baska bir meydana, 't Pleintje'ya cikiyorsunuz.



Lange Voorhout, Den Haag
Sehirin en eski ve bilindik sokaklarindan biridir. Amerikan ve Ingiliz konsolosluklari burada bulunmaktadir. Caddenin karaktiristik ozelligi ise ihlamur agaclaridir. Her sene ilkbahardan sonbahara kadar sokak sergisi (scuplture) olarak ihlamurlar altinda sergilenmektedir. Bu senede Avustralya'dan farkli sanat eserleri sergilenmektedir. Bizim Shecky'de maymunlarin onunde poz vermis baksaniza :P



"Ayni Kalabilmem Icin, Degismem Gerek"
Rotterdam, Willem de Koning sanat akademisi binasinin ustunde bulunan yazi

Baska resimler icin ---> TIKLA

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Meyve Sepeti - Furuba

Birisi her zaman hisleriyle birini idealleştirebilir.
Yine de... Benim için o ilkbahardı.
Sanki karanlık, kapalı Sohma ailesinde karlar eriyor gibiydi.
O taze ve temiz ilkbahardı. Kaçınılmazmış gibi âşık oldum.
Hayatımda ilk defa bağışlanmış gibi hissettim kendimi.
Aynı ilkbahar esintisiyle buzlu karın eriyip yok olması gibi.
Gözyaşları dinmek bilmiyordu. Bir rüyanın içindeydim.
Sanki senelerin mutluluğu bir anda gelmişcesine gülümsüyordum.
****
Bundan sonra iyi olacaksın. Acı çekmeyeceksin artık.
Umarım bir gün seni mutlu edecek birisini bulursun.
Sana sadece dua edebilirim. Seni koruyamadığım için üzgünüm.
Asla erimeyecek olan karın içinde yaşamaya devam ediyorum.
Seninle yaşadığım rüya hiçbir zaman erimesin diye.

~~~~~~~~~~~~~~

Benim düşüncem farklı... Ben hatıramı sonuna kadar muhafaza edip, yaşamıma devam etmek isterdim. Çünkü yaşadığım ne kadar hüzünlü bir hatıra olsa da... Yaşadığım hatıra beni acıtsa da, yaşadığım hatırayı unutmayı çok istesem de... Hatıramdan kaçmadan sonsuza kadar onu taşıyabilirsem eğer...
Bir gün hatıralarda unutulan kişi olmayı istemem.
Çünkü unutmak istediğin bir şeyi yaşamak
istemediğine inanmak istiyorum.
***
Ben de! Ben de inanıyorum! Nasıl bir hatıra olursa olsun inandığım sürece, o hatırayı kalbimde taşımak istiyorum. Çünkü unutmak istediğin bir şeyi yaşamak istemediğine inanmak istiyorum. Bir gün hatıralarda unutulan kişi olmayı istemem.

~~~~~~~~~~~~~~

Korkman, benim gerçek şeklimi gördüğünün kanıtıdır.
Annem beni hep sevgi sözcükleriyle kandırır, beni görmezdi.
Onunla birlikte düşünüp, birlikte kaygılanmak istemiştim.
Korkabilirsin.
Bu nahoş halimi sevmesen bile, birlikte yaşamaya devam edelim.
Çok aptalca, değil mi??
Hiç kimse...

Hiç kimse bana bunları söylemedi...

Oysa hep bunu istemiştim. Tohru...
Sen neden...
Neden her zaman sen en çok duymak istediğim şeyleri söylüyorsun?
Neden senin gibi birisi yanı başımda benimle ağlıyor?



Fruits Basket
http://www.imdb.com/title/tt0328738/

Zor Günler

Benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına
Kizdığım oldu zamanında ama inandığımda
Ömrümde her şarki başka bi kapi açti
Bu sarkinin ardinda sen
Bu kapinin ardindaysa benden önce söylenmiş sözler vardi

Çok zor günler geçirdim vaktiyle
Alemde savaşlar çirpinişlar nihayetinde
Asik olmak kismetmis yar, sana..
Asik olmak kismetmis yar..

Seçtiğimiz hayatlar mi bunlar? seçtiklerimiz mi ?
Bunca yokluk, bunca kiriklik, bunca aci
Seçtiklerimiz evet !
Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli
Senin askinsa bi dönem ödevi


Bir gece cikip gelsen olmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir aksam çikip gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar

Bir şarkı tuttum sevgilim bir kapı açtım ikimize
İkimiz çokmuşuz meğer bu resme
Kapatmadan bu kapıyı yinede
Bu yaralar bereler sanadır bileler ...

Bu yaralar bereler sanadir bileler
Göreler askimi
Sahidim gök kubbe
Asigim bekletme

Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden
Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bi tek
Benim de kanattıklarım vardı elbet
Ezdigim kumlar ve geçtigim yollar hala gölgeni taşıyorlar
Hani demiştim ya en başında
Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye
Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle

Çok zor günler geçirdim vakiyle kalbimde
Firari endiseler nihayetinde
Asik olmak çok zormus yar sana
Asik olmak çok zormus yar

Bir gece çikip gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm begen gelmezsen yar
Ölecegim yar
Bu şarkı sadece benimdi sevgilim
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize
Yazmışsın ya 'onu sevebilecegimi düşünmüştüm' diye
İşte o günden beri belkide bu yüzden sadece
Bu yaralar bereler sanaydı aşkı bileler
Göreler aşkımı şahidim gök kubbe
İclal Aydın


15 Ağustos 2007 Çarşamba

Üzüntüyü Birak...

Yasamaya bak...
(kitaptan altini karaladiklarim..)

---Gemi kaptani gibi köprüye çikin, dügmeye basin ve gecmisin demir kapilarinin kapandigini, dünleringeride kaldigini duyun. Bir baska dügmeye basarak gelecegin, dogmamisyarinlarin önüne bir perde çekin. Böylece BUGüN guvenlikte olursunuz. Gecmisin kapilarini kapatin, onu gömün gitsin. Aptallari olumun tozlu yollarina surukleyen dunlerin kapilarini kapatin. Gelecegin yukunu dununkiyle birlestirip BUGüN tasimaya kalkarsaniz yikilirsiniz. Gelecegin kapilarinida tipki gecmisinkiler gibi simsIkI kapatin. Gelecek Bugündür. Yarin yoktur. Insanin kurtulu$ gunu Bugundur. Enerji kaybi, huzursuzluk, gerginlik ve uzuntuler gelecek konusundaendise duyan insanlarda gorulur. O halde bölmelerinizi sImsIkI kapatin ve "Gunlerinizi Kapali Bölmelerde" yasamayi aliskanlik haline getirin...'

---- "Gelecegi du$unmeyin! O kendi ba$inin çaresine bakacaktir.
Bugun size ho$ gelen seyler yarin kötú olabilir!"

-- "hayatini bir kum tanesi olarak gör. Kumsaatinin tepesinde binlerce kum tanecigi vardir. Bunlar saatin ince boynundan yavasca gecerler. Ne yaparsak yapalim, birden fazla kum taneciginin sate zarar vermedenbu ince boyundan gecmesini sagliyamayiz. Bizde bu kum saatine benziyoruz. Her sabah uyandigimizda o gun yapmamiz gereken yuzlerce i$ oldugunu biliriz. Bunlari birer birer yapmazsak tipki kum saatinin boynundan geçenkumlar gibi gunun içinden yavas yavas geçmelerini saglamazsak.. fiziksel ve ruhsal dengemiz bozulur.

--"Belli bir zamanda Bir Tek kum tanesi" "belli bir zamanda bir tek i$"

--Akilli bir insan için her yeni gün yeni bir hayatin ba$langicidir. Dünleri unutmaya ve yarinlari dusunmemeye ogrenmistim.. Her sabahkendime "Bugun yeni bir hayat ba$liyor" diyordum.
-- Unutmayin - Bugun bir daha dogmayacaktir (dante)--

-- Zihin ancak en kötú seyi kabullenmeye hazir oldugunda tam anlamiylahuzura kavusur.

-- EN kotu seyi kabullendigimizde artik kaybedecek bir seyimiz yok demektior.
Buda kazanacak çok seyimizin oldugu anlamina gelir.

-- Doktorlara ba$vuran hastalarin yuzde 70i aslinda korkulardan veuzuntulerden kurtularak kendi kendilerini tedavi edebilir. Bu kisilerin hastalik hastasi oldugunu soyledigimi dusunmeyinhastaliklari korkunc bir di$ agrisi kadar gercek, hatta bundan daha ciddi. Sinir bozuklugu, mide ulseri, kalp rahatiszliklari ve bazi basagrilari ve kimi felc tuerlerinden söz ediyorum....

--Korkular uzuntuye ve endiseye neden olur!--

-- sinirsel sorunlar: sinirlerdeki fiziksel bozukluklardan degil, i$eyaramama duygusu,
korkum endise uzuntu ba$arisizlik ve umutsuzluk gibiduygulardan kaynaklaniyor.

-- Doktorlarin en buyuk hatasi: ruh ve beden ayrilmaz bir buyun olduguhalde, onlarin yalnizca bedeni tedavi etmeye calisip, ruhu ihmaletmeleridir (Plato)

-- Akil hastaliginin nedeni nedir? Bu sorunun yanitini hic kimse tam olarak bilmiyor. Ancak uzuntu ve korkunun önemli faktorler oldugu bir gercek. Di$ dunyanin gerçeklerine bir turlu uyum sagliyamayan, gerilim vebaski altinda ya$ayan ki$iler. Bu dunyayla ili$kierlini kesip kendi içdunyalarina çekilerek sorunlarini çözmeye çalisiyorlar.--

-- üzüntü ve endise en dayanikli insani bile hasta edebilir.

-- üzüntüde damliyan suya benzer, bu damlalar bir sure sonra ki$iyicildirtabilir. --

-- modern kentin karga$asi içinde kendi iç huzurunu saglayabilen ki$i,
sinir hastaliklarina kar$i bagi$iklik kazanmistir.--

-- Insanin bilincli bir çabayla ya$amini güzellestirme konusunda sahipoldugu sinirsiz yetenekten daha cesaret verici bir güc tanimiyorum.Eger bir insan du$lerine dogru güvenle ilerler ve hayatini hayalettigi gibi ya$amak için çaba harcarsa hiç beklemedigi bir zamanda ba$ariya ula$ir. --

-- Gerçekleri kabul et ve uzulmeyi birak. Bununla ilgili birseyler yapmaya calis.
-- insan gerçekleri objektif bir bicimde oraya koyarsa, sorunlarbilginin i$iginda buharla$Ip kaybolur --

-- Gecekleri fark etmek neden bu kadar önemli? cunku gercekleri TAM olarak göremezsek, sorunlarimizi da akillica çözemeyiz. YanlizcaKafamiz Kari$ir.!--

--Uzuntunun temel nedeni --> Kafa kari$ikligi --uzuntulerin cogu ne hakkinda karar vereceklerini tam olarak bilmiyen, ancak yinede bir karar vermeye calisan insanlar tarafindan ya$aniyor.

-- Duygularimizi ve du$uncelerimizi birbirinden ayirmaliyiz --
-- Sorunlari açikca otaya koymak yari yariya çözmek demektir.
-- bir karar verdiginizde bu kararin sonucuyla ilgilenmekten ve bukonuda kafa yormaktan vazgecin --

-- burada tereddut etmemeli, ve geri adim atmamaliyiz. Kendimizdenasla ku$ku duymamaliyiz. Eger kendimizden kusku duyarsaniz bu ku$kudigerlerini beraberinde getirir.
1] gercekleri fark edin
2] gercekleri analiz edin
3] bir karara varin ve bu karari uygulayin

-- plan yapmaniz ve du$unmeniz gereken bir i$le me$gul oldugunuz zamanuzulmeye vakit bulamazsiniz --

-- her duygu digerini kovar --
--bazi seylerden ho$lanmiyoruz ve bunlari kafaya takiyoruz, cunkubunlarin :onemini abartiyoruz.

-- tam dinlenip mutlu olacagimiz sirada uzuntunun gri bulutlaritoplanir ba$imiza. Bo$ kaldigimiz vakitte zihnimiz bir vakuma donusur--
-- Uzuntu korku kiskanclik hirs gibi duygular ilkel bir çaba vedinamik bir enerji ile ortaya cikarlar. Bu dugyular öylesaldirganlardir ki zihnimizdeki butun huzurlu ve mutlu dugyu vedusuncelerin yerini almak isterler.--

-- uzuntu sizi mesgulken rahatsiz etmez. Gunluk islerinizin bitmesini bekler.isleriniz bittiginde hayal gucunuz calismaya baslar ve siz en sacmaolasiliklari dusunur en kucuk seyleri buyutursunuz.Bu durumda zihniniz bozuk bir motora benzer. Hizla calisir, parcalarini yakar; hatta kendisini par;calar.Uzuntuyle ba$ etmenin en iyi olu ; kendinizi yapici bir i$e vermenizdir--
-- Amacsiz geçen gúnler, hic bir i$e yaramadan biterler --
--Uzgun olabilmenin sirri, mutlu olup olmadigini du$unecek kadar vaktesahip olmaktir.O halde bunu du$unmeyin! Hemen i$e koyulun. Mesgul olun! Mesgul kalin! Bu dunyanin en ucuz ve en etkili ilacidir.

-- önem vermemiz hatta unutmamiz gereken kucuk seyler icin kendimiziuzmeyelim.
Unutmayalim : Hayat kucuk olamayacak kadar kisa"--


Dale Carnegie

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Keşke

Teypte eski bir Cohen şarkısı: "Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim
/ karşılaştık bir süre sonra / 'Gözlerinin feri sönmüş' dedi bana: /
'Aşkım, ne oldu sana?'/ Böyle gerçeği öyleyince / ben de doğru
söylemeye çalıştım ona/ 'Senin güzelliğine ne olduysa' dedim, /
'benim gözlerime de o oldu'.


8 - 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi. Buruk; kırılmış
oyuncaklar kadar. Ve yenik; "keşke"li cümleler gibi. Bu sözcüğü kaç
konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı.

Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, "keşke", onun güzüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç. Mağlubiyetin
takısıdır "keşke". Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların,
harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış
yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır. Çarpılıp çıkılmış bir kapıda,
yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit
varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.

Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından
iç çekişte. "Yolunu gözlemeseydim", "öyle demeseydim", "terk edip
gitmeseydim", "en güzel yıllarımı vermeseydim" diye diye sızlanır
gider.

***
"Keşke"nin panzehiri "iyi ki"dir. İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o
denli yiğittir. "Keşke", çoğunlukla bir "ahhöla kopup gelir ciğerden
esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...

"İyi ki" ise, muzaffer bir "ohhöla büyür; cüretiyle övünür. "Keşke"li
cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu
kuruluğu varsa, "iyi ki"lilerde de göze alabilmişliğin, riske
girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar. Okulu
hiç kırmamışsınızdır, hiç dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez
olsun gemileri yakmamışsınızdır. Konuşmanız gerektiğinde susmuş,
koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.

Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o
işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır
"keşke". "Şimdiki aklım olsaydı" dövünmesindedir. Geriye dönüp
baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda
edilmiş, "Ne derler"e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir
yığın haz, bilinçaltından el sallar. "Keşke"cilerin hayatı, kasvetli
bir pişmanlıklar mezarlığıdır.

"İyi ki" öyle mi ya! Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama
doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.

***
"İyi ki"lerinizi toplayın bugün ve "keşke"lerinizden çıkartın.
Fazlaysa kardasınız demektir. Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara,
mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya...
"Keşke"leriniz, "iyi ki"lerden çoksa. Telafi için elinizi çabuk tutun.
Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden
karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz "keşke" diye
nemlenmesin...

Can DÜNDAR

12 Ağustos 2007 Pazar

De Tweeling

özet betimleme: fjallraven

1. Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmış, artık uslanmış bir çocukmuşcasına sükun içinde görünen 1925 Köln'ünde, anne-babalarının kaybıyla mutlu ve huzurlu yaşamları tökezleyen ve ortada kalan ikiz kızkardeşlerden veremli olanını hali vakti yerinde, kültürlü Hollanda'da yaşayan bir akraba himayesine alır... Sağlıklı olanınıysa bir Alman çiftçi ailesi olan akrabaları çiftlikte çalıştırmak için yanına alırlar...

Hasta olan, Lotte, özenli bir bakımla sağlığına kavuşup sevgi dolu ortamda her imkana sahip olarak narin bir şekilde büyütülürken, diğeri, Anna, acımasız koşullarda, her türlü işe koşturularak, okula gitmesine izin verilmeyerek zorlu bir şekilde yetişir...

Her iki aile de birbirine diş bileyerek himayesinde bulunan kardeşlerin birbirleriyle bağlantı kurmalarını istemez, haberleşmelerine engel olur... Zorlu yılların ardından, kendine yeten güçlü bir genç kız olan Anna kız kardeşiyle iletişim kurmak için her yolu dener...

artık mesafeler, uzaklıklar, sınırlar değildir aralarındaki engel...
2. Dünya Savaşı'nın arefesinde bambaşka engeller onların yollarını gözlemektedir..

****
Sütçü mü getirdi seni?
Kardeşlerine hiç benzemiyorsun.
Bence daha güzelsin.

O kadar çok mektup yazdım ki. Yatağımda oturup...
"Anna neredesin? Anna cevap yaz. Anna, Anna, Anna..."
Ama hiç cevaplamadı. Kafamda onunla konuşuyordum.
Benim sessiz bir çocuk olduğumu düşünürlerdi ama sürekli konuşurdum.

Hiç mektup gelmedi. Nerede oturduğumu biliyor muydu?
Onca zamandır benden alacağı bir mektubu bekledi.

Aradığınız sağlıksız ve zeka özürlü kız benim.
Altı yaşımdan beri okuyup yazabiliyorum.
Amcam yanında domuz gibi çalışmam için evde tuttu.
Senelerce karısının şiddet kullanmasına müsaade etti ve beni dövdü.
Kimse hiç kimse gelip de yazılanların doğru olup olmadığını kontrol etmedi.

Sevgili kardeşim. Bu sana yazdığım ilk mektubum
ama aynı zamanda yüzüncü.
Bunları çarpan bir kalple yazıyorum çünkü,
çok sevgili Anna yakında tekrar görüşeceğimizi
düşünüyorum. Artık seni buldum. Hâlâ hayattasın.

Ne büyük bir sürpriz.
Yüz kere acaba neden yazmıyor diye kendime sordum.
İkimize de yalan söylediler.
Mektubun ancak beş haftada geldi buraya..

Gözlerin!
Babamızın gözleri.


Bir çocuk istiyorum.
Önce erkek, sonra kız ve sonra bir erkek daha.
Veya iki erkek. Birlikte oyunlar oynarlar.
Kızlarla oynamayı pek sevmezler.
Gerçi bir kız için abisinin olması çok iyi olurdu.
Ama önce bir kız da olabilir.
Bilmiyorum. Sen önce ne isterdin?
Erkek mi? Kız mı?
Çok olsun, büyük bir aile istiyorum.
Pazar günleri yürüyüşe çıkarız.
Sen de gelir misin?
Aslında önce bir kız istiyorum.
Nedendir bilmem.
Gerçekten ne istediğimi biliyorum.
İkiz kız evladı.
Daima beraber olacak, ikiz kızkardeşler!

Savaşın verdiği acıları ben de yüreğimde hissedebiliyorum...

En azından bir mezarı varmış.
Auschwitz'de mezarlık yoktu.

O ailen Lotte.
Tanrı aşkına, o senin ikizin.

- Kusura bakma ama kendi hayatımı seninki ile karşılaştırmayacağım.
- Neden peki? Benim üzüntüm seninkinden daha mı değersiz?

"Ruh istekli ama beden zayıf."


De Tweeling
http://www.imdb.com/title/tt0322674

27 Temmuz 2007 Cuma

Aşk ve Zaman


Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: mutluluk, üzüntü, bilgi, zenginlik, kibir, aşk ta dahil tüm diğerleri yaşarlarmış.

Bir gün adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş. Çünkü, mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman, aşk yardım istemeye karar vermiş.

Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinden geçmekteymiş. Aşk;“zenginlik benide yanına alır mısın?” diye sormuş. Zenginlik;” hayır alamam, teknede çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok” demiş.

Aşk çok güzel bir yelkenin içindeki kibirden yardım istemiş. “-Kibir lütfen bana yardım et” demiş.”- sana yardım edemem aşk, sırılsıklamsın ve yelkenimi mahfedebilirsin” diye cevap vermiş Kibir.

Üzüntü yakınlarındaymış ve Aşk yardım istemiş. “Üzüntü, seninle geleyim” demiş. “Oooff, Aşk o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var” demiş.

Mutlulukta Aşk’ın yanından geçmiş ama o kadar mutluymuş ki, Aşk’ın çağrısını bile duymamış.

Aşk birden bir ses duymuş.”Gel Aşk, seni yanıma alacağım…” demiş. Bu Aşk’tan daha yaşlıca birisiymiş, Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki kendini onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında Aşk’a yardım eden, yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden Aşk, Bilgi’ye sormuş:” bana yardım eden kimdi?” Bilgi:” O, Zaman’dı” diye cevap vermiş.

Aşk “Zaman mı, neden bana yardım etti ki” demiş. Bilgi gülümsemiş “Çünkü, sadece Zaman, Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir” demiş…

Kuzi, sag ol ;-)

24 Temmuz 2007 Salı

Istanbul hatirasi...


Bir mail..Sanırım Belçikaya gitmessin :) blog tan anladığım doğruysa tabii..
Ben tr deyim, havalar sıcakmı sıcak! gerçekten çok sıcak ama şikayetim yok.


Bu gün İstanbuldan yeni geldim, üç gündür ordaydım. Hani Dede Efendinin evi falan gezmiştik ya, o günler gibi bir kaç gün İstanbulda geçirmek istedim ..... Tanıştığım kişi İstanbula ilk defa geliyordu. çok hevesli ve meraklı idi.

Neyse geldi Eminönü iskelesinde buluştuk. İskelede ve Babiali yokuşunu çıkarken hep seni hatırladım. Sultanahmet meydanında ve Çevresinde yine öyle... hatırlamakla kalmayıp gerçekten seni çok aradım.


Nedenmi?
Gelen bir sosyete heveslisi budala köylü kızı idi :)))
hani artist olmaya heveslenen genç bir kız gibi..
Ne tarihten, ne maneviyattan, ne de o güzelim tarihi yarımadanın güzelligini özelliğini biliyordu!! Hani İstanbula gittin ne gördün deseler, Boğaza inip denizi görmeyenm, martı sesini duymayan, Sultanahmet minarelerinden gök kubbeyi inleten Ezan sesini duymayan türden biri :((( Sokakta ilerlerken, yüksek binaların katlarını saymakla gününü geçiren biri...


Ve anladımki, bir Gülfem ile bir saat sohbet, bir budalanın yanında ömür boyu dünya turu atmaktan eftaldir... Akşama kadar dilimin dödüğü kadar tarihi yarımadada yer alan eserlerin özelliklerini ve önemini bir öküze anlatmaktansa, Gülfemin o eserlere boş bakışını seyretmek daha faydalidir...
4 yıllık üniversiteyi niye bitiri ve nasıl bitiridi onu merak ediyorum
İşte sen ve senin gibi bir hanımefendi..

koy kendini akıl terazisinin bir kefesine ağırlığını kendin gör..

bana göre fark: Ağrı dağı kadar...
===

yaw ne anlamaz adamsın!! sen boş binalara bakarmısın hiç... cumbalı camları gözetlersin sen... :)) Ben onu bloga koyacan diye yazmadım..bir İstanbul hatırası olarak seninle paylaştım..
sade ve yaşadıklarımı yazdım..

sağı solu kırpmayı beceremeyip, kelletmeyesin :)


2002 mi?
Vay bee, gerçekten ne çabuk geçmiş!!

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Belcika Tatili


Üç gün kafa dinlemek adina Belçika'ya kacmistik. Belki üstümdeki yorgunlugu atarim diye ama nafile :P Hava pek ic acici degildi, zaman zaman yagmur altinda kaldik, surekli kara bulutlar gezdigi icin bazi resimlerde istedigimiz gibi sen sakrak cikmadi. Ki resimleri zaten telefonlarla cektik.

Antwerpen, Bruksel'den daha guzel geldi bize. Belki lisanini daha iyi anladigimizdan olabilir, ya da bizim insanimiza daha yakin oldugundan, bilemiyecegim. Farkli deneyimler edindik. Mesela Antwerpen'da sinamaya gittik, cift dilde altyazi vardi :P Ustte Fransizca, altta Flamanca. Birkac dakika icinde insan beyni alisiyor ve gereken satiri okuyor. Zaten ikisini de okumaya vaktin yetmedigi icin, otomatikmen ust veya alt satiri seciyorsun.

Sonra Bruksel'de aksama dogru karnimiz acikti, daldik supermarkete. Peynir, ekmek, icecek, salata, bir seyler alip borsa binasinin ust basamaklarina ciktik (borsa kapaliydi) 10-15 yabanci genc oturuyordu farkli farkli basamaklarda. Bizde bi guzel ekmek arasi yapip, bir yandan manzarayi seyredip, bir yandan karnimizi doyurduk.



Fortuna heykeli - Sanat ve Kultur Muzesi, Bruksel
Mozaigin orada resim cekerken, guvenlik gorevlileri gelip, cekmemizin yasak oldugunu soyledi. Halbuki muzelerde cogunluk serbest resim cekme (bazi yerlerde flas yasak o kadar). Uyuz insanlar ne olacak. Maalesef fazla vaktimiz yoktu, 2 saat icinde bircok yerini goremeden, daha dogrusu antik caglarda uzunca dolasirken, muzenin baska enterasan yerlerini cabuk cabuk gecmek zorunda kaldik. Ilk defa "mumya" gorduk. Insan ilk gordugunde urperiyor resmen. Cok farkli bir kompozisyon icinde sergilemisler. Odaya ilk girdiginizde goze carpan mumya ve 2 tabutu oluyor. Resim cekecektik ama resimden cok farkli yakindan gormek. Muzenin baska bir kolunda Asya kulturu vardi. Kore, Cin, Hint ve Japon tarihine ait eserler. Fazla vaktimiz kalmadigi icin cabuk gezmek zorunda kaldik oralari.


Park van Brussel, Kraliyet parki
(Shecky aslanin sirtina binmis)

Merkezden Kunstberg sokaginin basamaklarini adim adim tirmanirken, ilk goze batan Kraliyet Kutuphanesi oluyor. Orada sevgili guvenlik gorevlisiyle biraz bozustuk, adam bizi icerde istemedi resmen, vay irkci vay :P Nereye gidiyorsunuz dedi flamanca, sergiye gidiyoruz dedim (ki Avrupa Birligine ait ufak bir sergi varmis), anlamamazliktan geldi, ingilizce nereye gidiyorsunuz dedi, "exhabition" dedim, kelimeyi anlamadi, hiyar bu sefer Fransizca konusmaya basladi. Sen misin oyle diyen.. Bende Hollandaca sert bir tavirlar disarda yazan sergiye geldigimizi soyledim XD, adam bu seferde tamam ilerde solda dedi, ama baska bir yere giremezsiniz dedi. Sanki pek merakliydik, hic kitap gormedikte :P

Kunstberg'in (sanat dagi) zirvesine geldiginizde muze merkezine gelmis oluyorsunuz. Guzel sanatlar, yeni sanatlar, Kraliyet sarayi, parki, Nato sarayi falan dolu cevresi.


Meir - Antwerpen
Carsinin ortasinda bir el ve basparmagin ucunda bir Shecky.

Meir, Antwerpen'in alisveris merkezinin bulungudu sokak. Araba girmeyen genis cadde seckin ve guzel markalarin bulundugu, insanin rahat rahat alisveris yapabilecegi bir sokak. Daha sonrasinda pazar meydanina kadar uzaniyor.

Kraliyet Sarayi, Bruksel
Eger bayrak dalgalaniyorsa, kral is basinda anlamina geliyormus.
Acaba zile bassaydik, kralla gorusebilirmiydik? :Pp


Atomium - Bruksel
Atomium icinde sergilenmis mini cooperlar.

103 metre yuksekliginde olan Atomium, 1958 yilinda Bruksele yapilmis. Belcika o zamanlar 9 eyaletten olusuyormus (simdilerde 10). Bunu simgelemek icin demir elementi secilmis. Demir 9 atomdan olusur. Yuruyen merdivenlerle icerisinde gezebiliyorsunuz, En ust atoma ulasmak icin, alt kattan asansorle yukariya cikiliyor. Sehiri ayaklarinizin altina alan enfes bir manzara, tabii hava guzel oldugunda.

Belcika'ya onceleride gittigim icin yabanci bir yer olmamasina ragmen, bu sefer biraz daha derinden gezip, tanima sansi bulduk. Blogu resimlerle doldurmamak icin picassa'ya yukledim, iyi seyirler efenim ;-)

Belcika resimleri

Slayt gösterisi tavsiye edilir

8 Temmuz 2007 Pazar

Uzaktaki Anılar




Seni senelerdir tanıyorum.
Hiçbir zaman gelip de selam veren ilk sen olmadın.

Einstein evreni ne kadar çok incelediyse,
o denli bir gücün var olduğuna inanmıştı.

Bana aşık olmayacağına söz vermelisin.

Istırap olmadıkça, merhamet de olmaz.

Nasıl böyle yerleri görüp de böyle anları yaşayıp,
hâlâ inançsız olabiliyorsun?

Aynı rüzgar gibi. Göremiyorum ama hissedebiliyorum.
Mucize ve güzellik neşe ve sevgi hissediyorum.

Seninle olamamaktan korkuyorum.

Tatlım, eğer seni çok yakınımda tuttuysam,
yanımda daha uzun süre kalmanı istediğimdendir.

Biliyorsun, anneni kaybettiğimde kalbimin
bir daha asla açılmayacağını düşünmüştüm.

"Arkadaş nedir?"
"Tek bir ruhun, iki beden içinde yaşaması. Aristo."

Bugün ne anladım, biliyor musun?
Belki Tanrı benim kendime planladığımdan,
daha fazlasını düşünmüş benim için.

Sen benim meleğimsin.

Jamie benim hayatımı kurtardı.
Bana her şeyi öğretti.
Hayat hakkında, ümit hakkında
ve önümdeki uzun yolculuk hakkında.

Onu her zaman özleyeceğim.
Fakat bizim aşkımız rüzgar gibi.
Göremiyorum, ama hissedebiliyorum.


"Sevgi her zaman sabırlı ve candandır. Asla kıskanç değildir."
"Sevgi asla kendini beğenmiş ya da kibirli değildir."
"Asla kaba ve bencil değildir. Saldırgan ve kızgın değildir."
"Her zaman bağışlamaya, güvenmeye, ümit etmeye hazır
ve başa gelen her şeye tahammül eder."
"Sevgi, başka insanların günahlarından
zevk almaz fakat hakikati sever."




A Walk to Remember
Uzaktaki Anılar


*****

When I was seventeen, my life changed forever... I'm fifty-seven years old, but now I remember everything from that year, down to the smallest details. I relieve that year ofthen in my mind, bringing it back to life, and I reallize that when I do, I always feel a strange combinition of sadness and joy. There are moments when I wish I could roll back the clock and take all the sadness away, but I have the feeling that if I did, the joy would be gone as well. So I take the memories as they come, accepting them all, letting them guide me whenever I can...
***
It is now forty years later, and I can still remember everything from that day. I may be older and wiser, I may have lived another life since then, but I know that when my time eventually comes, the memories of that day will be the final images that float through my mind. I still love her, you see, and I've never removed my ring. In all these years I've never felt the desire to do so...

Nicolas Sparks

22 Haziran 2007 Cuma

Fruba opening song




Ben çok mutluydum, sense içimdeki buzları eriten
bir tatlılıkla gülümsüyordun

Bahara daha çok var, bu buz kesmiş toprağın içinde,
Filizleneceğim zamanı bekliyorum

Bugün acı verici olsa,
Ve dünün yaraları hala üzerimizde olsa da,
Yine de kalbimi özgür bırakıp,
yoluma devam etmek istiyorum

Yeniden doğamam
Yine de hayat devam ederken
olup biteni değiştirebilirim,
Bu yüzden hep birlikte olalım

Sadece bana tebessüm et ve o parmaklarınla dokun bana
Bu alçakgönüllü arzum bana ebedi bir mutluluk verir

Her şeyin mütevazı olmasını istiyorum
Hadi birlikte Hazin Kederler denizini aşalım

Bugün acı verici olsa da,
Gün gelecek bunlar tatlı birer anı olacak,
Yeter ki olup biten her şeyi kalbine bırak

Burada yaşamamızın manasını
anlamaya başlıyorum
Bu, bu hayata gelmenin zevkidir
Hadi, her daim birlikte olalım

Bugün acı verici olsa da,
Gün gelecek bunlar tatlı birer anı olacak,
Yeter ki olup biten her şeyi kalbine bırak

Burada yaşamamızın manasını
anlamaya başlıyorum
Bu, bu hayata gelmenin zevkidir
Hadi, her daim birlikte olalım


ürkeksincap'a ceviri icin tesekkurler!

13 Haziran 2007 Çarşamba

Life as a House



Ne olduğumu bilmiyorum...
Güneşin okyanusa yansıması mı?
Veya dalgaların sesi mi?
Her ne ise, çok sıradandı.

Burada altı senem geçti ve sadece iki senesini nefret ettim.
İlk sene, beni gerçekten sevdiğine emin olmadığım için.
Ve son sene, seni gerçekten sevdiğime emin olmadığım için.

Eğer üzülmemi gerektiren şeylerin beni üzmesine
müsaade etseydim şimdiye üzüntüden ölmüş olurdum.

Mutlu olmanı istiyorum. Mutlu değilsin.
Burada benimle mutlu değilsin,
evde annenle mutlu değilsin.
Yalnızken değilsin, hiçbir yerde değilsin.
Hayatımın büyük kısmı ben de böyleydim.
Gözlerinde görüyorum, uykunda...
Verdiğin her cevapta. Güçbelâ hayattasın.

Sanırım onunla yaşamaktan korkuyordu
ama onsuz yaşamaktan daha çok korkuyordu.

- Başından beri öleceğini biliyor muydun?
- Hepimiz başından beri ölüyoruz.
Benim sıram sadece öne alındı.

Seni hâlâ sevdiğimi mi? Kesinlikle.
Aklımda en ufak bir şüphe dahi yok.
Tüm öfkeme, benliğime rağmen sana
karşı olan sevgimde hep sâdıktım.
Seni şüphelendirmem hatalarla dolu
bir hayatta en büyük hatamdı.
Seni sevdiğimi söyleyebilirim,
duymaya dayanabildiğin sürece...
Ama bu sadece bir şeyi hatırlamamızı sağlar;
'Sevgi yeterli değildir.' Olmayacaktır da...

Kendimi hep bir ev olarak düşünmüşümdür.
Hep içinde yaşadığıma bürünmüşümdür.
Büyük olması şart değildi.
Hatta güzel olması da...
Sadece benim olmalıydı.
Olmam gerekeni oldum.
Kendime bir hayat kurdum.

Her dalganın her çarpışında bir şeyler duyuyorum şimdi.
Önceleri hiç dinlemezdim.
Bir uçurumun kenarındayım, dinliyorum.


Life as a House
http://www.imdb.com/title/tt0264796/



Aşk Çizgisi


Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
O çizgiden başka bütün çizgiler
Aşkı tüketmede

Kimi dik çizgilerin kimi paralel
Eğri büğrüsü, düzgünü, kalını, incesi
Ve bir gün sarıyor bütün çizgileri
Ölüm çizgisi

Bense hep seni çiziyorum kağıtlara, duvarlara
Yeşillerle, morlarla, mavilerle
Resmini yapıp adını yazıyorum
Renk renk çizgilerle

Tut ki iki noktayız birbirinden uzak
Bir çizgiyle aramızı birleştiriyorum
Sonra bir ev yaparak çizgilerden
İçine seni yerleştiriyorum

Başlıyoruz geometrik yaşamlara
Nokta nokta, şekil şekil
Ve bir tek çizgi oluyoruz seninle, mutlu
Öbür çizgiler umurumuzda değil

Her düşünce aşka teğet geçiyor
Tanığı çizgiler var olduğumuzun
Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
****************

Beni Unutma


Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma

Halâ duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma

Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma

Umit Yaşar Oğuzcan

11 Haziran 2007 Pazartesi

Elsker dig for evigt

Bir Ayrılış Hikayesi

Seni seviyorum.
Bunu söylemek için geldim.


Bunların olacağını bilseydim,
yine de yapacağımı bilmeni istiyorum.


Neden üzüldüğünü anlıyorum.
Seni avutacak birine ihtiyaç duyduğunu da anlıyorum.
Ama bizim ailemizi yıkamazsın.
Birçok insanı üzeceksin. Bunu anlayabiliyor musun?
Senin yüzünden birçok kişinin canı yanacak

Senden sadece arada sırada beni ziyaret etmeni istiyorum.
Ve başlarda biraz yardımcı olmanı istiyorum.
Zaman geçtikce, ziyaretlerinin arasındaki aralıklar da uzayacaktır.
Ama o zamana kadar hastalığımla daha iyi başa çıkabilirim.

Şanslı değildik işte.
Bunun için senin de açı çekmen gerekmiyor.
Görüşürüz, tamam mı? Böyle ayrılalım artık.


Elsker dig for evigt - open hearts (2002)

http://www.imdb.com/title/tt0315543/
Seni sonsuza kadar seveceğim




Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum, ama nasıl?

Avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya...

Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum, ama nasıl?

Kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...

Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.

Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil değil!

Sen yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...

Sen yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...

AYRILDILAR...

Nazım Hikmet Ran

30 Mayıs 2007 Çarşamba

Ankara'dan mektuplar


Bana gönderdiğin en son mektuba bir güzel sarılıp ağladım.
Bir satırın bile bana çok cesaret veriyor.
(kasım 1998)
***
Umarım beni unutmadınız. Ee kızlar olunca ben unutuldum gibi geldi. Gülfem ablamı bir tek şartla affederim. Bana canım diye başlayıp, tatlım diye son bulan mektuplar bekliyorum. Bak sana yazmayacaktım, baya bir şeyler yazmışım. Ben aslında teyzeme yazıyordum, sen ne zaman araya girdin. aradan çık.
(haziran 1997)

***
Bu mektubu şu an İstanbul'daki ablamgilin balkonundan yazıyorum. Seni hatırladık, sana yazmak istedik. Orada sen üzülürsün belki bunlar beni hatırlamaz diye, aslında sen bizim aklımızdan hiç çıkmıyorsun.
(ağustos 1997)***
Sen napıyorsun, nelerle uğraşıyorsun, nelerin peşindesin? Hiç arayıp sormuyorsun, unutulduk mu yoksa? Ben sizleri asla unutmam. Sizlerle olduğum ortamı, sizlerle yaşadıklarımı asla unutmam. Bizler üçlü kuzenler bir araya geldiğimizde bu hayat daha güzel.

Güzelim kararımı verdim, karşıma uygun birisi çıksın hemen evliliği düşünürüm.Yokmu öyle bir tanıdıgın? Hemen gönder. Ben evlenirsem düğünüme gelir misiniz? Gelirsiniz, gelirsiniz, gelirsiniz. En mutlu günümde yanımda olmak istersiniz. Bi gelmezsen o güzel gözlerini oyarım.
(20 aralık 2000)

********************************



Gül ablam nasıl iyi mi? İnşallah iyidir. Ne iş yapıyor?
Ablam beni ben ablamı tanımıyorum ama tanışmayı
o kadar arzu ediyorumki yazı ile anlatamam.
(28 kasım 1994)

***
Fakir insanların katıksız bir ekmekleri vardı
Şimdi İstanbul'da ekmek 13.000 oldu.
(25 ocak 1996)***
Bu gün bizim için önemli bir gün -
6 hazıran 1999, Abim üniversite sınavına girdi.

***
Sorması ayıp olmasında Hatice mektup gönderiyormuş. O nasılmış? Ya uzun zamandır görüşemiyoruz da. Hasta seyrı oluyor muymuş? Ah canım benim bana en yakın (mesafe olarak) hiç görüşemiyoruz.
(6 aralık 1997)

***Ben buraya yazacak bir teselli bulamıyorum. Sen hepsini yazmışsın. (Olmadı işte, hem hayatın sonu değil, Nasip değilmiş, Hayırlısı bu imiş, bu oldu! Ben ne kadar buraya bir şeyler yazsam inanması güç gelir. İnsan yüzünü görmeyip onun samimiyetini anlamadıktan sonra ama ben sana güveniyorum...

Hep aynı tas aynı hamam diyordun. Değişiklik yapmak istedin herhalde. Gerçekten duyduğumuzda deli olduk. Defalarda Hollanda'yı aradık ama düşüremedik. O sesini duyduğum zaman çok sevindim, bu kız 9 canlı sesi sağlam inşallah kendiside öyledir bunuda atlatacağız dedik. Ben sana demedim mi? Bir tarafını kırmadan Türkiye'ye gel diye...
(24 temmuz 1998)***
Çok kıymetli kızım Gül, önce selam eder gözlerinden öperim.
Gönderdiğiniz resimleri aldık çok memnun olduk...
(2 mart 1995 )

***Hani sayfanın hemen hemen yarısını soru cümleleriyle var mı? var mı? var mı? diye doldurmuşsun ya cevap veriyorum: Yok! Yok! Yok!

Bugün 31 ağustos pazar, yaklaşık bir saat önce benim anam ile senin anan telefon görüşmesi yaptılar. Ve aklımdan sizi geçirirken telefon denen alet dile geldi ve zırrr dedi. Gerçekten bak, belki inanmazsın.

Eğer Allah nasip ederse yarın liseye yazılacağım ve artık liseli bir genç kız olacağım.
(9 eylül 1997)

***
Bana doksanaltının sonunda yazdın, inşallah 98e kadar bir daha yazarsın. Buralarda bir hava var bir hava off sormayın. Gözlerimiz bir senin mektubunda, birde göge doğru kar yollarında kaldı.

O kareli kağıt burada matematik değil, güzel yazı, fen v.b. derslerde kullanılıyor. Hiç matematiğede kareli defter kullanılır mı, bizler genellikle çizğisiz defter kullanırız. Hollanda'da ne acaip bee...
(31 ocak 1997)

***Mektubun gelmis... Acaba onun göndereceği kağıt parçalarında üzerlerine dökülmüş minik ve şirin o güzel harflerin birleşiminden oluşan kelimelerden benim payıma neler yazılacak diye merak ediyordum ki...

Gül abla, bizde sınıflarımızı geçtik. Şu anda bir boşluğun içinde karşı karşıya iki kapı var ve ben hangi kapıyı açacağımı bilmiyorum. Neden bahsettiğimi anlamadın. Ben sana kısaca anlatayım, sen okumuş biri olarak bana yardımcı olursun.
(tarih: düğüne bir gün kala - 1997?)

***Açıkası biz seni insana hemen ısınan açık sözlü espiri eden bir insan göreceğimizi sanmıştık meğer sen yaban güllüğü yaptın. Hepimiz farkındayız, tam bize ısınırken gitme vakti geldi. Bilseydik sobayı biraz erken yakardık, iş işten geçtikten sonra değil.

Gül ablamin gönderdiği küçüklük resmini - hani şu dikenli olanı varya - öpüyor. Küçük Gül diyor. İkinizin içinden Seheri seviyor, Şu çocuk için 4 senedir ne yaptıysam boş. Sefa'nın yanına geldin, birkaç kelime konuştunuz büyümü yaptın ne aklını çeldin gittin.
(23 eylül 1996)
***
Ben sadece sana mektup yazmıyorum. Sınıfta konuşmalarımıza ceza veren hocaların dersinde arkadaşlarımla mektuplaşıyorum.

Senin telefon denilen aletten bir anda zurnası çalınca korkup kaçtığını biran için unutuvermişim.

...Bu sayfamızda çoğumuzun kaykırmak isteyipte söyleyemediği şeyler ile doldu ama bu şeylere sayfalar yeter mi? Kalemler dayanır mı?
(mayıs 1997)***Mektupların önemli bir gün sayılan 24 kasım öğretmenler gününde elime ulaştı. (valla öyle diyorlar - önemli). O gün yarım gün ders yaptık, daha doğrusu o gün dersleri kaynattık.
Ders sonrası hemen eve geldim. Senin mektup beni eve çekmiş demekki.

Gönül istemezmi akıllı başlı bir mektup yazmayı ama olmuyooor bir tanem olmuyooor. Daha sık, daha güzel mektuplar yazmayı. Okullar açılalı 2.5 ay oluyor. Ve şu an tam yazılıların oldugu haftalardayım. Mektubun cevabını bir hafta içerisinde yazma çalıştım ve galiba da başarmak üzereyim. Ama nasip ne zaman size ulaşır bilemeyeceğim.
(aralık 1998)
***Geçenlerde anneannem ve dedem buraya oturmaya geldiler ve sizden mektup geldiğini söyledik. Onlarda okumamı rica ettiler. Bende okudum. İkiside gözleri doldu doldu boşaldı.

Ama senden bir söz vermeni istiyorum. Nasip olurda bir dahaki senelerde buluşursak benden eğer bir adım uzakta durursan kulğını çelerim. Bunu iyi bil.
(ağustos 1996)

***
Son köye geldiğiniz zaman köydeki anılarımız hiç aklımızdan çıkmıyor.
Annemle birlikte bir laf açtığımz zaman sonu ya ağlamaya ya da gülmeye gidiyor

Emine ablacığım sen nasılsın? Sen beni kara yatırıp fotografımı yaptığın ve bana aldığın kurdeleli çorapları hiç aklımdan çıkarmıyor ve aklımıza geldiği zaman hep seni anıyoruz.
(30 ekim 1995)

***
Son mektubundan annem çok hoşlandı. Dolu dolu ve ciddi olduğu için
okuyup okuyup bir daha okuyor.

Bugün babamlar köye ferfeneye gittiler. Köyün gençleri arasında eğlence var. Nee.. babama ihtiyar mı dediniz? O onların başında tek akıllı olarak abilik yapmaya gitti. Adamın ruhu genç..

Son mektup geldiğinde evde misafir denilmeyecek kadar yakın olan dedem vardı. Birde Gebze'de ki halam yani annelerimizin halası Emine hala varmış. Dedem mektubu eline alıp öpüp koklamış, neden mi? Kızımın elleri sürüldü diye. Annannemi sorarsan geziyor. Ya sormayın benden çok geziyor. Teyzemle ikisi İstanbul'a gittiler Annemin aklınıda bu gidişle çelecekler.

Bayramada tam bir ay kaldı. Karnem iyiydi. Hiç zayıfım yok ve tam 4 ay sonra Lise 2. sınıfı bitirmiş olacağım.
(subat 1999)

***

Sizlere mektup yazacağım. Bunu böyle bilim. Sizlerin başını ağrıtıp mektup yazmaktan bıktıracağım. Sen bana bir önceki mektubunda kızmışsın az yazıyorsun diye ama ben sen kadar usta değilim. Yaşım küçük.
Rükiye ve Hesna ablalarımın çocuklarını çok iyi gördük. Hepside birer melek.

Türkiye'de en çok bazen arabaları yanı trafik canavarlarını sevmiyorum. Çok kaza haberleri bir aç işte şurada kaza oldu, şu kadar yaralı bu kadar ölü, Yani insanın haber iştahını kesiyor. Artık kaza Türkiye'de sanki ekmek su gibi bir ihtiyac haline gelmiş. Eh ne diyelim bunu görevliler düşünsün.
( 20 mayıs 1995)***
Her insan doğar, büyür ve ölür. Bu gibi evreler arasında çeşitli dönemler yaşar. İşte bu evrelerden biri olan evlilik müessesidir. Artık Hatice'nin (abbas yolcu) vakti geldi ve hatta iki elle gösterilebilecek kadar parmak sayısı kaldı. Düğünün yazın olmasını çok istedik ama nasip böyleymiş. Sizde biliyorsunuz ki bu işlerin fazla uzaması pek hayırlı olmayabiliyooo...

Gül, Hatice muhteşem üçlüyü bozuyor.
Ya kusura bakmayın psikolojik halim daha cümle kurmama izin vermiyor.
(30 ocak 2002)

***
Ankara'da 1. ve 2. ay yaz havası gibi çok iyiydi. Ama 3.ay Mart kapıdan baktırdı, kazma kürek yaptırdı. 16 mart bir kar bir kar 2 kar 3 kar (takıldı) sabah kalktığımızda şoke olduk. ... Bizler ise 1 gün tatıl yaptık, ama ben 2 gün yaptım. 1 gün tatıl ikinci gün kafa izini. Salı günü karlar erimişti, salı gecesi bir kar bir fırtına bir rüzgar bir... devma etti. Ne yapayım bende öksürüyordum, okula gitmedim.

Ben size darıldım yaaa... Adamın, pardon benim doğum günümü kutlamıyorsunuz.
15 Mart 15 yaşıma girdim. Bende ihtiyarladım artık.

Bizler teyzemlerle birlikte çamaşır makinası (otomatik) aldık. Annemin akkızı yani benim papucum dama atıldı. Olsun o makina ben insanım. Onun benden de çok yardımı olsa bile ben inanıyorum ki beni daha çok seviyorlar.
(18 mart 19...)
***

Tekerlemeler:
1 - Sağlam inek sağdan sağır, sağır Selim onu sağar.
2 - Bizde bize biz, sizde size siz, sizde bize ne derler
3 - Gül dibi bülbül dili gibi gibi
4 - Dişlek dişci işçinin dişinin içini deşeledi
5 - Sarkık saksağan sarkık sarı salkım çiçeğini sulanmayarak sararttı.
6 - Süper Sabri spor süprizi saplantısına saplanarak sapıttı
(bir mektupla gelen ek)

29 Mayıs 2007 Salı

Shecky Belçika'da


Shecky Belcika bonbonu yerken:P

Mayis ayinin baslarinda bizim Shecky kizkardesim ve onun iki arkadasiyla Belcika'ya gitti 4 gunlugune. Beni yanlarinda goturmedikleri icin sadece resimlere bakarak bir seyler yazabilecegim. Neyse...


Bonbon canavari Shecky

Once trenle Den Haag'tan (Turkiye'de Lahey diye bilinir) International InterCity'ye binip, Antwerpen (Anvers olarakta bilinir) varmislar. Oradan Leuven, Mechelen ve birazda Antwerpen gezmisler. Ben en iyisi resimleri koyayimda.. Yazi okumaktansa resim bakalim daha. Degil mi? :P


Antwerpen istasyonu içi


Leuven'de bir kilise

Mechelen pazar meydani


Yine Mechelen pazar meydani

Shecky banyoda, Leuven
Shecky ve Forever Friends'leri :P


Shecky kamufle olmus


Şu masum bakişlara bir bakarmisinz, ay ay


Dondurma yerken :P


Shecky Berlin'de..

Shecky kim diye merak edenler olmustur elbette..
Maceralarimiza gecmeden once Shecky'yi tanitayim. Shecky bize gecen sene Avustralya'dan gelen bir kaplumbagadir. Daha dogrusu kiz kardesimin bir arkadasi oradan gonderdi. Cinsini bilmiyoruz, Testudo hermanni, Chelonia mydas, caretta caretta bile olabilir. Muhtemelen Avustralya su kaplumbagasidir :Pp


Ocak ayinin ikinci haftasi Shecky, kardesim ve ben Berlin'e gittik. Insan zaman zaman bir yerlere kacmak ister ya, kisa bir sureligine uzaklasmak ister bulundugu ortamdan, bende Berlin'e kactim. Berlin'e birkac kez gitmeme ragmen, bu sefer bana daha guzel geldi. Belki psikolojik bir rahatlamaya ihtiyacim oldugundan, sehri farkli yorumladim. Belki de onceden farkina varamadigim guzelliklerini bana gosterdi bu ziyaretimde.


Shecky Berlin ormaninda :Pp

Berlin, baskent olmasina ragmen, cok sakin bir sehir. Muazzam bir metropol, guzel alisveris merkezleri, harika tarihi binalari, kulturel etkinlikleri, parklar, insanlar, metrolar, heykeller ve karsiniza her yerde cikan sirin Berlin ayilari :Pp


Shecky Berlin metrosunda :P

Berlin'de tasima sorunu yok denilecek kadar az. U-bahn ve S-bahn sayesinde gidemeyeceginiz yer yok. Her metro istasyonu birbirinden farkli dizayn edilmis. Sehir ustunde oldugu gibi, birde sehirin altinda koca bir insan toplulugu surekli hareket halinde.




East Side Gallery, duvardan geri kalanlar..
Der Bruderkuss
East Side Gallery, dogu ve batiyi ayiran eski Berlin duvarindan geri kalan uzun bir sanat eseri diyebiliriz. Dunya'nin farkli yerlerinden gelen insanlar tarafindan farkli mesaj ve resimler iceren bir sanat eseri diyebiliriz. Maalesef seneler guzelligini koruyamamis, duvarin bircok yerinde delik desik var ve bazi kendini bilmezler resimleri tahrip etmis.


Brandenburger Tor'un yamacindaki asker

Sadece Berlin'in degil, tum Almanya'nin simgesi haline gelmis olan Brandenburger Tor. Sehrin 18 giris kapisindan tek ayakta kalan bu kapi 26 metre boyundadir. Anitin bir tarafinda Reichstag (parlemento binasi), diger tarafinda akademiler, konsolosluklar, Unter den Linden ve budala bir sokak fotografcisi :P


Shecku Pergamon önünde


Bergama'li Zeus sunagiMuze adasinda bulunan PergamonMuseum (yani Bergama müzesi) cok merak ediyordum ve sonunda gidebildik. Pis Almanlar zamaninda bizim Bergama'da bulunan Zeus sunagini parca parca calip, Berlin'e getirmisler. Ne yapalim, ilk kez bir tapinagi yakindan gorme heyecani icinde gittik muzeye. Muze o kadar buyuktu ki, Zeus tapinaginda biraz oyalandik ama diger tarihi eserleri fazla incelemedigimiz halde yaklasik 2,5 saat gecmise, Babil'e, Milet'e Ishtar kapisi, yani Orta Dogu'nun uzak ve yakin tarihine bir ugradik.


Shecky ayinin tepesinde:P


Berlin Ayisi, acaip sirin seyler, yaklasik 2 metre boyunda.
Berlini susleyen bu rengarenk ayiciklar hic ummadiniz yerlerde karsiniza cikabiliyor.