1 Şubat 2008 Cuma

Sezen'le Gülümse


30 ocak felekten bir gun calip, sevgili Sezen Aksu'nun Rotterdam, de Doelen'da ki konserine gitmeye karar verdik. Sahneye once orkestra yerlesti ve "SUDE" ile acilisi yaptilar. Piyanistimizde pek tanidik geldide yuzu, megersem Ozan Doguluymus :D Sonra siyah bir elbise icinde "Gülümse" ile Minik Serce'miz sahneye adim atti.. Ilk geldiginde, dudagindan ilk kelimeler suzuldugu vakit gozlerim doldu sanki ya. Hani hayal mi, gercek mi insanin karar veremedigi, fakat her gecen dakika ile olayi daha iyi idrak ettigi,cok etkileyici bir acilis, insanin taa yuregine seslenen bir sarki ve sesle.. ay..


Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Ama SEN başkasın anlıyormusun
Başkasın

Nedendir bilmem ama o gunden beri bu sarki dilimden dusmuyor. Anlasilan beni cok etkilemis. Sahnenin sol tarafina duran kirmizi koltuga oturup, ikinci parcasini "Eskidendi"yi seslendirip, siirimsi kisimda ses tonunu oyle guzel ve oyle hissiyatli bizlere aktarinca, insan ikinci kez vurulmus gibi oldu.. Yani baskasi soyleseydi, boyle guzel etki yaratirmiydi bilmiyorum..

Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken
Eskidendi,çok eskidendi

Orkestrada rengarenk insanlardan olusuyordu. Simdi ismini yanlis hatirlamiyorsam Nurcan hanim olmali, vokalistlerinden birisi, yakinda albumu cikacakmis, muazzam sesiyle leziz bir Sezen sarkisini bizim icin okumustu. Daha sonra ney ve flut calan kisi, tok ve dolgun sesi ile "Firat" turkusunu. Daha sonra Conga davulunu calan, ince ve guzel sesli abi bize "Halil Ibrahim"i soyledi. Onunda yakinda albumu cikiyormus. Unutmadan, son zamanlarda parcasi dillerden dusmeyen Mustafa Celeli de "unutmadim" ile unutulmaz dakikalar paylasti. Biz sadece Sezen icin gitmistik, ama sag olsun bizi baska guzel seslerle tanistirip, guzel dakikalar gecirmemizi sagladi.

Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
Zulada birkaç şişe yakut yer gök kırmızı 
Beni hoyrat bir makasla
Ah eski bir fotoğraftan oydular
Orda kaldı yanağımın yarısı
Kendini boşlukla tamamlar
Ah omuzumda bir kesik el ki
Hala hala durmadan kanar

Ay, yarin devamini yazarim :P Bu aada konser esnasinda resim cekmek yasak oldugu icin, sadece sahnenin arada resmini cekeyim dedim, o da karanliktan berbat cikmis. Neyse hic yoktan iyidir dimi :P



9 Ocak 2008 Çarşamba

Didim

Didim'e gideli 2 ay oluyor ama bir turlu resimleri ve izlenimlerimi yazamadim ya.. Neyse taze taze anlatmak daha guzel, ama firsatim olmadi, araya baska seyler girdi, tam yeni ise basladim, 2 hafta yogun bir kurs donemi gecirdim, yeni cevreye alisma ve adaptasyon derkeneeee yeni yila nasip olmus bir seyler karalamak :)


Alp daglarini ucaktan izlemek bambaska bir keyifti..
Muazzam bir manzara.. o bulutlarin ustunde yurumesi geliyor insanin..

Ekim ayi guzel bir ay ama bizim gittigimizde o bolgede hafif bir yagmurumsu firtina oldu, Izmir ve Aydin sular altinda kalmisti hatta, Didim'de de 2 gun hafif yagmur yagdi, ama yagmurun altinda soguk suda yuzmekte ayri bir zevkli.. kimse yok, cesarete eden tek tuk insanlar.. Fazla bir yere gitmedik aslinda Izmir, Soke, Didim merkezi, Apollon tapinagi.. Didim dedin mi zaten ilk akla gelen Medusa hanimdir. Sehir onunla simgelenmekte. Merak edenler gidip eski Yunan tapinaginda kendisini bulabilir.


Otel guzeldi, ama 5 yildiz bana gore degil ya, kasim kasim kasilan musteriler benide gerdi iyice :D Sanki dugune gelmisler, tatil yapmaya degilde.. Yemekleri guzeldi, garsonlari guzeldi :Pp Yeni insanlarla tanistik ama hepsi garsondu :P Onlarda samata ariyorus zaten XD


Shecky'nin acaip seyler geldi basina, somayin a dostlar..
Insanlari sevemedim pek, ama garsonlar eglenceliydi ya, arada sef gezmedigi surece, zirt pirt masaya gelip sebeklik yapiyorlardi. Birisi hatta keske her musteri sizin gibi guleryuzlu olsa diye iltifatta bulundu. Neyse fazla detayina girmiyelim, ozele giriyor gerisi hehehe..

Birkac resim ayarlamsitimda, 500-600 fotografin arasinda secim yapmak zor, simdilik birkac tanesi ile idare edin, daha sonra biraz daha yuklerim picasa'ya..

Resimler icin: Didim ve Didim


12 Kasım 2007 Pazartesi

Tatil Donusu..

.. ve cok yorgun :Pp

Gezi bir yana, Didim'e ulasmak zaten basli baslina bir maceraydi :P

Biletleri cagimizin teknoloji harikasi sayesinde biletleri ve oteli internet uzerinden ayarlayabildim. Oyle bir ayarlamisim ki, bir gunde 4 ulkenin topragina basma serefine nail olduk :D



Ucak Bruksel havaalanindan kalkip, Munih garinda ucak degistirdikten sonra, seferine Izmir'e dogru devam ettirdi.

'Ya birde yeni kurallar var, Bruksel havalanina ilk gidisimdi. Ic kismi mimari acidan insana bir sure kasvetli bir hava yarattiktan sonra, son guvenlik kontrolunden gecip, kendi bolune gectiginiz yerde, epey havadar bir dekorasyona sahipti, Genis bekleme salonlari, yuruyen yurumebandlari (oyle mi derler?) vesaire.



Izmir'in havaalinada ilk defa iniyorduk. Havaalanina giris ve cikislar cok farkli bir deneyim oluyor. Ne hikmetse, valizini aldiktan sonra insan kendini birden sokak ortasinda hissediyor gibi oluyor, oysa gidisler daha enteresan olaylarla suslu. Ne gibi mi? Belcika'da Business class check'in yaptik, e-ticket olayi oldugu icin. Izmir'de kagidimizin altinda yine Business check-in yapmamiz gerektigi halde, bize normal insan muamelesi yaptilar ya.. Anlamadim :P

Ha ustelik donuste birde saatler geri alinmasin mi, sabahin kor vaktinde, saat 4muydu 5 miydi neydi, birde bir saat erkenden varmisiz. Ne guzel bir saat fazladan uyurduk bilseydik : P

Giderken sevgili babam bizi birakmisti arabayla, ama donusu tren sayesinde, International InterCity sayesinde tamamladik. Bruksel'in garlari cok bakimsiz. Buradan yetkililere duyurulur :D havalaninin en alt katina tren yolu dosemisler, 3- 3,50 euro karsiliginda Bruksel merkezine gidebiliyorsunuz, ama gordugum bir reklamda taksi ilede merkeze gidebilme sansiniz var, sadece 59 eurocuk odemeniz gerekiyor o kadar :Pp

Ne diyordum ben? Ha evet, Izmir, Didim, Soke, Akbuk ve Aybik izlenimlerimi daha sonra klavyeye alacagim.


Bizim Shecky ucakta seker yerken :P

29 Ekim 2007 Pazartesi

Sadece bir yudum sevgi

Ertelenmiş bir sevgi borçlusun bana hayat,
Sımsıcak kavuşmalar borçlusun...
Hiç bir zaman karşı çıkmadım sana.
Yürekleri sararmış insanların içinde yaşadığım acılar var,
Ve onlar kadar varoldum.
Yaşayamadığım acıları da yaşatacaksın ,
Biliyorum zamanı geldiğinde,
Ama yinede yalnızlığımla yaşıyorum seni...
İşte senin farkında olmadan yarattığın eserim ben.
Karşındayım.

Desem ki terk edip gidiyorum sende ki yaşanmışlıkları,
Umursamaz mısın acaba?
Zaten hep itilmiş duyguların gölgesinde yaşanıyor aşk acısı.
İnsan önce beyninde haykırıyor sevgi sözcüklerini,
Sonra... sonrası yok.

Hep içinde tutuyor bir ömür boyu...
Anlasana ertelenmiş bir sevgi borçlusun bana hayat.
Denizi mavi olarak görmüştüm ilk kez,
bulutları ise beyaz olarak hatırlıyorum hala.
Öptüğüm ilk kişi kayıtlardan silindi,
Utanarak dokunduğum ilk el ise hala kayıp.
Sorgulayamadığım sadece çocukluğum kaldı,
Bir de masumca seven yüreğim ve gecenin
Karanlığı kaldı ellerimin arasında.
Diğer tüm değerler ise kayıp gitti ellerimin arasından...
Şimdi ise hiçbirşeyim yok..

Bana inat tüm yaşattıkların hep şahitsiz,
Hep suğuk,hep buruk gülüşmelerde kaldı.
Tüm geçmişime inat,
Tüm bu satırlara inat,sakın unuttum sanma....
Ertelenmiş bir sevgi borçlusun bana hayat,
Sadece bir yudum sevgi...

8 Ekim 2007 Pazartesi

Sub Rosa


3-13 Ekim arasi burada Ulusal Cocukkitaplari Haftasi kutlamasi var, yani Kinderboekenweek. Her sene bir tema seciliyor, bu sene "Sub Rosa, sirlarla dolu kitaplar" olarak secilmis. Sub rosa latincede "gulun altinda" anlamina gelmektedir. Eski Misirda firavun Horus'un simgesi olan gul, Yunan ve Romalilarin hirogrifleri yanlis tercumesi yuzunden Horus "sessizlik tanrisi" olarak, yani Harpocrates ismini almistir. Neyse simdi tarihi karistirmayalim :Pp

Kisacasi gizli sakli diyelim biz buna. Bircok kutuphanede bu hafta etkinlikler duzenlenmekte. Bu haftanin pazar gunu (dun, yani 7 ekim) ise ana binada, yani buyuk kutuphanede Kinderboekenfeest, yani eglencesini kutladik. Cocuk gosterileri, orkestralar, kitap figurleri, cocuk programi sunuculari ve workshoplar. Ha iste o son bolumde beni gorevlendiridler. Cocuk muzesinden (Het Van Kinderenmuseum) katilan bir bayan ile farkli farkli sirlarla dolu sanateserleri urettik dun.



Bize 3. katta ki kocaman okuma masasi dustu, ozel bir plastik ambalajla onu guzelce sarip sarmaladik. Bu paketleme islemi yaklasik 1 saat surdu sayilir. Koca kartonu simetrik bir sekilde koymak istedigimizden o da. Hani sadece pratikligi degil, gozede hitap etmeliydi :P

Workshop 4 bolumden olusuyordu. Hepside Sub Rosa, yani o gizlilik temasini iceriyordu. Benim basinda bulundugum bolumde cocuklar kartondan kutu yapip icine sir sakliyorlardi. Aynali ve disinida ozel kitilerle susleyip, boyuyorlardi.




Baska bir bolumde camurdan "fluistersteen" yapiliyordu, yani "fısıldama taşı". Bir parca camura bicim verdikten sonra, icini hafifcene oyup, sirlarini oraya fisildadiktan sonra ozel bir tasla kapatiyorlardi sirlarini. Hani olaki tas yerinden oynayip cikarsa, sirda oyle ucup gidiyordu.

Masanin diger bir ucundaysa sir dolu mektuplar yaziliyordu. Limon suyu ile yazilip, sonra kurumasini bekliyorlar.. ve ayni eski mektuplar gibi muhurleniyor. O tarafla pek ilgilenmeye vaktimiz olmadigi icin.



Su 3 tatli kizda ilk gelen cocuklarimizin arasindaydi. "Zeesterren" isimli cocuk korosundan. Boya yapacagiz diye bircok cocuk kollarini mahfetti, ama ust bas batirmadan da cocuklarin gelisimi olmaz ki :Pp Benim bile ellerim boyadan gorunmuyordu :D Neyse ki firca yikama bahanesiyle surekli yikama firsatim oluyordu :)