30 Nisan 2008 Çarşamba

Cocuk Oyunu - jeux d'enftants

Beş taş ve Monopoly'yi severim, ama sadece kasa ben olduğumda.
Misket oynamasını da severim. Kağıt oyunları çok saçma.
Ama dama, Rübik Küpü ve yapboz kadar değil.
Bilmeceler bana göre değil. İki kişi için seksek de güzel.
Körebe ve saklambaç da bayağı zevkli aslında.
Ama asla oynanmaması gereken bir oyun var ki...

Asla diyorum! En samimi dostun bunu istese bile,
bu kendini diri diri çimentoya gömmek gibi bir şey olur.

***

- Büyüyünce ne olmak istersin?
- Bir diktatör! Halkına eziyet eden biri!
- Ben turta olmak isterdim. Kaysılı turta veya sade.
Ilık ılık pastane camında durmak isterdim.
- Turta mı? Pasta yani?
- Elbette! Ne olabilir ki? Turta turtadır!
- Mükemmel! Var mısın?

***

Saf, ham, patlamaya hazır sevinç! Uyuşturucudan, tokattan daha iyi!
Afyondan, kokainden, eroinden, kafayı bulmaktan, burnuna çekmekten daha iyi!
Kenevirden, marihuanadan, asitten, ekstaziden daha iyi!
Seksten, oral-seksten, pozisyonlardan, orgazmdan, mastürbasyondan daha iyi!

Muzlu sütten daha iyi!
George Lucas'ın en iyileri serisinden, Muppet Show'dan ve 2001'den daha iyi!
Emma Peel'den, Marilyn Monroe'dan, ve Cindy Crawford'un beninden daha iyi!

Abbey Road 45'liklerinin B tarafından daha iyi!
Jimmy Hendrix'ten, aya ayak basan ilk adamdan daha iyi!
Disneyland'daki Space Mountain hız treninden,
Bill Gates'in zenginliğinden, Dalai Lama'dan,
Lazarus'un tekrar dirilişinden daha iyi!

Schwarzenegger'in hormonlarından, Pam Anderson'un dudaklarından!
Woodstock'tan, çılgın partilerden, Sade'den, Rimbaud'dan, Morrison'dan
ve Castaneda'dan daha iyi! Özgürlükten ve hayattan daha iyi!


***

# Olabildiğince beni kollarınla sıkı sıkı sar
# Kullandığın sihirli heceler bunlar
# İşte "la vie en rose" dediğim anlar
# Sen konuşunca, aşka dönüşüyor günlük konuşmalar
# İşte, en önemlisi bu.


Problem şuydu ki, sözlerini iyi hatırlayamıyordum.
Fakat şarkıya ruhumu katmıştım.
Beni durdurabilecek tek şey yüzüme yiyeceğim bir yumruktu!

Jeux d'enfants (2003) altyazi

http://www.imdb.com/title/tt0364517/




Bana göre, sinema bir büyüdür. Davetkârdır. Kimi zaman damardan alınan bir uyuşturucu gibi, kimi zaman en yakınınızdakini kaybı ile yaşadığınız üzüntü ve acı gibi, kimi zaman sevdiğinizin ağzından ilk kez duyduğunuz aşk kelimesi ya da dudağınıza konan bir ilk öpücük gibi ve örneklerle çoğaltılabilecek daha birçok etki bırakır. Bu dost ile karşılaştığımızda önümüzde iki seçenek vardır. Birincisi, beyaz perdenin ya da monitörün içine ışınlanarak filmde kendimize herhangi bir rolü almamızı teklif eder. Bu rol ister bir başrol ya da yardımcı roldeki birisi olabilir ister bir korku filminde karanlıkta sinsi sinsi bekleyen bir cisim, bir aksiyon filminde patlayan arabanın sol ön lastiği, bir dram filminde masaörtüsü, romantik filmde bir yağmur damlası vs., isteğimiz kesinlikle red edilmez. İkincisi ise, hiçbir şekilde etkiye maruz kalmayan, filmin çekildiği bir kamera, film ekibinin kullandığı yemek masası, kahve makinası ya da bir yönetmen koltuğudur. Film bittikten sonra bir başka film için yola çıkılır. Burada olmak isteyen ve burada olan bizler bu büyüye kapılan birinci grubu oluşturduğumuzu düşünüyorum.

Bu film ise büyünün içindeki bir yemek, su, hava gibidir, benim için... Asla ama asla "yine mi" dedirtmez kendine... İzledikçe yine izlettirir kendini, ilk defa izlettirircesine... Filmindeki dialoglar bir tarafa, sessiz bir film izler gibi sesini tamamiyle kapatın etkisinden fazla birşeyler götürmez. Bu film başlı başına etki, büyü canavarıdır aslında...
(darkemxre)

29 Nisan 2008 Salı

Ben X

Kokusu bile yeterdi.
Keşfedilmeyi bekleyen bir kıtada
henüz keşfedilmemiş bir mevsimin kokusu.
Ama kilometrelerce uzaktan alabildiğim bir koku.

O, muhteşem boynunu bana doğru
çevirip, manzarayı izliyordu.

Ve ben dudaklarımı özgürlüğümün bir nişanesi olarak
oraya bir bayrak gibi nasıl dikeceğimi hayal ediyordum.

Bu şekilde yanında oturup, bedeninin sıcaklığını hissederken
aniden, ansızın, mükemmel bir biçimde.

Bir şey yapma zamanıydı.
Bir şey söylemeliydim.

BEN X altyazi

http://www.imdb.com/title/tt0953318/





Ben kimseye benzemez. Kendine has bir dünyası, o dünyayı kaplayan ArchLord adlı bir internet oyunu ve o oyunda saygı duyulan çok güçlü bir karakteri vardır. Oyunda edindiği tecrübeleri gerçek hayata aktarma hayali kurar. Ama gerçek dünyada okul, her gün karşılaştığı zorbalıklarla cehennem gibidir. Bu durumdan kurtulmak için bir plan yapar, ama oyunda tanıştığı Scarlite adlı kızla gerçek hayatta da karşılaşmayı planlamamıştır... Belçika'nın bu yılki Oscar adayı olan ve yenilikçi tarzıyla dikkat çeken bu ilk film, yönetmeninin kendi romanından uyarlanmış. Aynı romandan esinlenilerek tasarlanan ArchLord, internet üzerinden oynanmaya devam ediyor.
_____

Kendine kurduğu izole dünyada yaşayan ve tuhaf davranışları nedeniyle özellikle okul arkadaşlarının alay konusu olan bir gencin, itilip kakılmaya dur deme hikâyesini konu alan film, zengin anlatım yapısıyla dikkat çekiyor. Farklı türleri iç içe geçiren filmde, bilgisayar oyunu canlandırmaları ve animasyon bir arada kullanılıyor. Günümüzde gündelik hayatın içine yerleşen bilgisayar uygulamalarını, cep telefonu ve el kamerası gibi teknolojik oyuncakları da anlatımını zenginleştirmek için kullanan film, müzikleriyle de dikkat çekiyor. Filmin gösteriminin, başrol oyuncusu Greg Timmermans'ın katılımıyla gerçekleşeceğini de hatırlatalım.
_____

Film, yönetmen Nic Balthazar'ın -"Niets" was alles wat hij zei- adlı kitabından sinemaya uyarlanmıştır. Kitap gerçek hayatta yaşanan bir olayı konu almaktadır. Liseli bir genç, Gent şehrindeki Gravensteen Sarayı'ndan atlayarak intihar etmiştir. Otizmin özel bir şekli olan Asperger Sendromu taşıyan bu genç, okulda sürekli olarak kendisiyle alay edilmesi ve itilip kakılması nedeniyle cinnet geçirmiş ve hayatına bu şekilde son vermiştir. Bu durum daha sonraları gencin annesine bıraktığı veda mektubunda ortaya çıkmıştır.

Balthazar intihar eden gencin annesini tanıdığı için, onun anısını yaşatmak ve toplumun dikkatini bu tür olaylara çekmek için olayı beyaz perdeye taşımıştır.

1 Şubat 2008 Cuma

Sezen'le Gülümse


30 ocak felekten bir gun calip, sevgili Sezen Aksu'nun Rotterdam, de Doelen'da ki konserine gitmeye karar verdik. Sahneye once orkestra yerlesti ve "SUDE" ile acilisi yaptilar. Piyanistimizde pek tanidik geldide yuzu, megersem Ozan Doguluymus :D Sonra siyah bir elbise icinde "Gülümse" ile Minik Serce'miz sahneye adim atti.. Ilk geldiginde, dudagindan ilk kelimeler suzuldugu vakit gozlerim doldu sanki ya. Hani hayal mi, gercek mi insanin karar veremedigi, fakat her gecen dakika ile olayi daha iyi idrak ettigi,cok etkileyici bir acilis, insanin taa yuregine seslenen bir sarki ve sesle.. ay..


Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Ama SEN başkasın anlıyormusun
Başkasın

Nedendir bilmem ama o gunden beri bu sarki dilimden dusmuyor. Anlasilan beni cok etkilemis. Sahnenin sol tarafina duran kirmizi koltuga oturup, ikinci parcasini "Eskidendi"yi seslendirip, siirimsi kisimda ses tonunu oyle guzel ve oyle hissiyatli bizlere aktarinca, insan ikinci kez vurulmus gibi oldu.. Yani baskasi soyleseydi, boyle guzel etki yaratirmiydi bilmiyorum..

Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken
Eskidendi,çok eskidendi

Orkestrada rengarenk insanlardan olusuyordu. Simdi ismini yanlis hatirlamiyorsam Nurcan hanim olmali, vokalistlerinden birisi, yakinda albumu cikacakmis, muazzam sesiyle leziz bir Sezen sarkisini bizim icin okumustu. Daha sonra ney ve flut calan kisi, tok ve dolgun sesi ile "Firat" turkusunu. Daha sonra Conga davulunu calan, ince ve guzel sesli abi bize "Halil Ibrahim"i soyledi. Onunda yakinda albumu cikiyormus. Unutmadan, son zamanlarda parcasi dillerden dusmeyen Mustafa Celeli de "unutmadim" ile unutulmaz dakikalar paylasti. Biz sadece Sezen icin gitmistik, ama sag olsun bizi baska guzel seslerle tanistirip, guzel dakikalar gecirmemizi sagladi.

Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
Zulada birkaç şişe yakut yer gök kırmızı 
Beni hoyrat bir makasla
Ah eski bir fotoğraftan oydular
Orda kaldı yanağımın yarısı
Kendini boşlukla tamamlar
Ah omuzumda bir kesik el ki
Hala hala durmadan kanar

Ay, yarin devamini yazarim :P Bu aada konser esnasinda resim cekmek yasak oldugu icin, sadece sahnenin arada resmini cekeyim dedim, o da karanliktan berbat cikmis. Neyse hic yoktan iyidir dimi :P



9 Ocak 2008 Çarşamba

Didim

Didim'e gideli 2 ay oluyor ama bir turlu resimleri ve izlenimlerimi yazamadim ya.. Neyse taze taze anlatmak daha guzel, ama firsatim olmadi, araya baska seyler girdi, tam yeni ise basladim, 2 hafta yogun bir kurs donemi gecirdim, yeni cevreye alisma ve adaptasyon derkeneeee yeni yila nasip olmus bir seyler karalamak :)


Alp daglarini ucaktan izlemek bambaska bir keyifti..
Muazzam bir manzara.. o bulutlarin ustunde yurumesi geliyor insanin..

Ekim ayi guzel bir ay ama bizim gittigimizde o bolgede hafif bir yagmurumsu firtina oldu, Izmir ve Aydin sular altinda kalmisti hatta, Didim'de de 2 gun hafif yagmur yagdi, ama yagmurun altinda soguk suda yuzmekte ayri bir zevkli.. kimse yok, cesarete eden tek tuk insanlar.. Fazla bir yere gitmedik aslinda Izmir, Soke, Didim merkezi, Apollon tapinagi.. Didim dedin mi zaten ilk akla gelen Medusa hanimdir. Sehir onunla simgelenmekte. Merak edenler gidip eski Yunan tapinaginda kendisini bulabilir.


Otel guzeldi, ama 5 yildiz bana gore degil ya, kasim kasim kasilan musteriler benide gerdi iyice :D Sanki dugune gelmisler, tatil yapmaya degilde.. Yemekleri guzeldi, garsonlari guzeldi :Pp Yeni insanlarla tanistik ama hepsi garsondu :P Onlarda samata ariyorus zaten XD


Shecky'nin acaip seyler geldi basina, somayin a dostlar..
Insanlari sevemedim pek, ama garsonlar eglenceliydi ya, arada sef gezmedigi surece, zirt pirt masaya gelip sebeklik yapiyorlardi. Birisi hatta keske her musteri sizin gibi guleryuzlu olsa diye iltifatta bulundu. Neyse fazla detayina girmiyelim, ozele giriyor gerisi hehehe..

Birkac resim ayarlamsitimda, 500-600 fotografin arasinda secim yapmak zor, simdilik birkac tanesi ile idare edin, daha sonra biraz daha yuklerim picasa'ya..

Resimler icin: Didim ve Didim


12 Kasım 2007 Pazartesi

Tatil Donusu..

.. ve cok yorgun :Pp

Gezi bir yana, Didim'e ulasmak zaten basli baslina bir maceraydi :P

Biletleri cagimizin teknoloji harikasi sayesinde biletleri ve oteli internet uzerinden ayarlayabildim. Oyle bir ayarlamisim ki, bir gunde 4 ulkenin topragina basma serefine nail olduk :D



Ucak Bruksel havaalanindan kalkip, Munih garinda ucak degistirdikten sonra, seferine Izmir'e dogru devam ettirdi.

'Ya birde yeni kurallar var, Bruksel havalanina ilk gidisimdi. Ic kismi mimari acidan insana bir sure kasvetli bir hava yarattiktan sonra, son guvenlik kontrolunden gecip, kendi bolune gectiginiz yerde, epey havadar bir dekorasyona sahipti, Genis bekleme salonlari, yuruyen yurumebandlari (oyle mi derler?) vesaire.



Izmir'in havaalinada ilk defa iniyorduk. Havaalanina giris ve cikislar cok farkli bir deneyim oluyor. Ne hikmetse, valizini aldiktan sonra insan kendini birden sokak ortasinda hissediyor gibi oluyor, oysa gidisler daha enteresan olaylarla suslu. Ne gibi mi? Belcika'da Business class check'in yaptik, e-ticket olayi oldugu icin. Izmir'de kagidimizin altinda yine Business check-in yapmamiz gerektigi halde, bize normal insan muamelesi yaptilar ya.. Anlamadim :P

Ha ustelik donuste birde saatler geri alinmasin mi, sabahin kor vaktinde, saat 4muydu 5 miydi neydi, birde bir saat erkenden varmisiz. Ne guzel bir saat fazladan uyurduk bilseydik : P

Giderken sevgili babam bizi birakmisti arabayla, ama donusu tren sayesinde, International InterCity sayesinde tamamladik. Bruksel'in garlari cok bakimsiz. Buradan yetkililere duyurulur :D havalaninin en alt katina tren yolu dosemisler, 3- 3,50 euro karsiliginda Bruksel merkezine gidebiliyorsunuz, ama gordugum bir reklamda taksi ilede merkeze gidebilme sansiniz var, sadece 59 eurocuk odemeniz gerekiyor o kadar :Pp

Ne diyordum ben? Ha evet, Izmir, Didim, Soke, Akbuk ve Aybik izlenimlerimi daha sonra klavyeye alacagim.


Bizim Shecky ucakta seker yerken :P